Admin Admin
Kayıt : 19 01 2008 Mesajlar : 433
 | Konu: İslam'da Başörtüsünün Yeri - Sorular, Cevaplar Perş. Haz. 26, 2008 12:06 pm | |
| 
İslam'da Başörtüsünün Yeri - Sorular, Cevaplar
Başörtüsünün İslam'da ki yeri üzerine birçok kaynaktan bilgiler aldım.Tefsirleri karıştırdım bakabildiğim yorumlara da baktım.En sonunda da diyanete bu konuda bir kaç soru yönelttim.Cevaplar şu şekilde..
Cevaplara geçmeden önce soruları yazmak gerekir ise;
Merhabalar... Kendimce önemli gördüğüm bir konu hakkında sizlere soru sorma gereği duydum..
Nur 31 ve Ahzab 59. ayetlerde örtünme ile ilgili hususlar var. Ancak burada arapça manası ile örtü olan kelimeler türkçeleştirildiğinde başörtüsü olarak çevriliyor.
Bu konuda ki çevremdeki eleştirilere yeterli cevap verebilmem için şu hususlarda bana bilgi verebilirmisiniz?
1-) ayetteki örtü kelimesi başörtüsü anlamına nasıl geliyor? arapça karşılığı örtü olan kelimeyi başörtüsü olarak nasıl ve neden algılamamız gerekiyor?
2-)ayetlerde saçların tamamının örtünmesi ile ilgili bir bilgi açık olarak (benim bildiğim kadarı ile) yok. Avret konusunda el yüz ve (hanefi mezhebi için ayaklar) dışında saçlarında örtülmesi gerektiği ve hiç bir saç telinin gözükmemesi gerektiği yargısına hangi şekilde ve nasıl varabiliyoruz?
3-)Kur'an yolunda ilerlemek isteyen ve size sadece Kur'an yeter yolunda ilerlemek isteyen bir kişi din yolunda değil midir??
teşekkürler..
soru metni virgülüne dokunulmadan böyle..
Sorduğunuz konuyla ilgili genel bir bilgi iletiyoruz.. İslam Dininde kadının kıyafeti ile ilgili olarak zaman zaman sorulan sorular dolayısıyla konu Kurulumuzca ele alınıp incelendi: Nur Suresinin 30. Ayetinde, mü'min erkeklerin harama bakmamaları, namus ve iffetlerini korumaları emredildikten sora 31. Ayetinde kadınlarla ilgili olarak mealen: "Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (bakmaları haram olan şeylerden) çevirsinler, edep yerlerini korusunlar-kendiliğinden görünen müstesna-zinetlerini açmasınlar, başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar" buyrulmakta ve ayetin devamında kadınların kendiliğinden görünmeyen zinet yerlerini, kimlerin yanında açabilecekleri belirtilmektedir. 1-HARAMA BAKMAMAK VE İFFETİ KORUMAK Görüldüğü gibi bu iki ayette hem erkeklerin hem de kadınların harama bakmamaları, edep yerlerini iyice örtülü tutup, iffet ve namuslarını zina fuhuş ve onlara sebep olabilecek durumlardan korumaları emredilmektedir. Hz. Peygamber (S.A:V) de; "...Gözlerin zinası şehvetle bakmaktır..."buyurarak harama bakmayı, göz zinası olarak nitelemiştir (Buhari, "Kader", 9; Müslim, "Nikah", 44). Ancak, gözün harama tesadüfen ilişmesinin, kasıtlı bakmak hükmünde olmadığı da hadisi şeriflerde belirtilmiştir. İslam alimleri, yukarıda mealleri yazılı ayetlere ve konuyla ilgili hadislere dayanarak, erkeklerin ve kadınların, nikahlı eşleri dışında herhangi bir kimseye şehvetle bakmalarının haram olduğu üzerinde müttefiktirler. Tedavi, şahitlik ve evlenme maksadı gibi, zaruret veya ihtiyaç halinde bakmalara, fıkıhta belirtilen şartlar ve ölçüler dahilinde müsaade edilmiştir. Fitne tehlikesi ve şehvet korkusu olmamak kaydı ile, gerek erkeklerin ve gerekse kadınların, kendi yakınlarından ve yabancılardan kimselere ve nerelerine bakıp bakamayacaklarına dair hükümler, delilleri ile birlikte fıkıh kitaplarında mevcuttur. 2- ÖRTÜNME Nur Suresinin 31. Ayetinde zikredilen bu emirlerden sonra kadınların örtünmesi ile ilgili olarak da, kendiliğinden görünenler müstesna zinetlerini, zinet yerlerini açmamaları ve başörtülerini yakalarının üzerine salmaları emredilmiştir. Cahiliyye devrinde başını örten kadınlar, başörtülerini enselerine bağlar veya arkaya salıverirlerdi. Allah Teala, bu ayetle, İslamdan önceki bu adeti kesinlikle yasaklayarak Mü'min kadınların -kendiliğinden görünen hariç- zinetlerini, zinet yerlerini açmamalarını ve başörtülerini, saçlarını, başlarını, kulaklarını, boyun, gerdan ve göğüslerini iyice örtecek şekilde yakalarının üzerine salmalarını emretmiştir. Hz. Aişe (R.A): "Allah ilk muhacir kadınlara rahmet eyleye, Yüce Allah: "Mümin kadınların başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar" ayetini indirince, onlar eteklerinden bir parça keserek, onunla başlarını örttüler." der. Yine Hz. Aişe (R.A) bir gün Ensar kadınlarından sitayişle bahsederken, buna benzer bir ifade ile, başörtüsü emrine nasıl uyduklarını anlatır. 3-ÖRTÜLMESİ GEREKLİ OLMAYAN KISIMLAR Örtülmesi emredilen, zinetten istisna edilen ve mücmel olarak geçen "kendiliğinden görünen" ifadesi; Ashabtan Hz. Ali, İbni Abbas, İbni Ömer, Enes, Tabiilerden Said b. Cübeyr, Ata, Mücahid, Dahhak, Müctehid İmamlardan Ebu Hanife, Malik ve Evzai (R.A) nin de dahil olduğu İslam alimlerinin çoğunluğu tarafından ; "Yüz ve bileklere kadar eller" olarak tefsir edilmiştir. 4- ÖRTÜLMESİ GEREKLİ OLAN KISIMLAR Ayetteki "kendiliğinden görünen" mücmel ifadeyi -az da olsa-farklı tefsir eden alimler, kadınların, istisna dışında kalan zinetleri ve zinet yerleri olan saç, baş, boyun, kulak, gerdan, göğüs, kol ve bacakların örtülmesi olarak anlamışlar ve herhangi birini açmalarının caiz olmadığı hükmünde ittifak etmişlerdir. Kadınların, bu zinet yerlerini kimlerin yanlarında açabilecekleri ise ayetin devamında bildirilmektedir. Bu ayeti kerime nazil olunca, yukarıda rivayet edilen hadislerle de sabit olduğu üzere, Ensar ve muhacir kadınların, eteklerinden bir parça keserek, onunla başlarını örtmeye acele etmeleri, Hz. Aişe (R.A) nin ablası Esma (R.A) nın ince bir elbise ile Hz. Peygamber (a.s) ın huzuruna çıktığı zaman, Hz. Peygamber'in "Ergenlik çağına gelen bir kadının elleri ve yüzü dışında kalan yerlerini göstermesinin caiz olmadığını" bildirmesi, yine Hz. Peygamberin bileklerin dört parmak yukarısını işaret ederek "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadına, ergenlik çağına gelince yüzü ve şuraya kadar elleri hariç, herhangi bir yerini açması caiz değildir. "buyurması; söz konusu ayetteki emirlerin vücub için olduğuna, kadınların yukarıda sayılan zinet yerlerini örtmekle yükümlü olduklarına delalet etmektedir. 3-ÖRTÜNMENİN GAYESİ Dinimizin emrettiği örtünmeden maksat, kadının zinetini ve zinet yerlerini eşi veya mahremi olmayan erkeklere göstermesi ve yabancı erkekler tarafından görülmesine meydan vermemesidir. Bu itibarla örtünün; saçın, ten renginin ve zinetlerin görülmesine engel olacak kalınlıkta, vucut hatlarını göstermeyecek nitelikte olması gerekir. Bu konuda yukarıda meali zikredilen hadisi şerifler dışında daha pek çok hadisi şerif bulunmaktadır. Ahzab Suresinin 60. Ayetinde ; "Ey Peygamber! eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle: (Evden çıkarlarken) üstlerine vücutlarını iyice örten dış elbiselerini giysinler. Bu, onların iffetli bilinmelerini ve bundan dolayı incitilmemelerini daha iyi sağlar" buyrulmaktadır. Bu ayette müslüman hanımların evlerinden çıkarken, üstlerine vücut hatlarını belli etmeyecek bir dış elbise almaları, ev kıyafeti ile sokağa çıkmamaları emredilmektedir. Nur Surenin 60. Ayetinde ise, yaşlanmış kadınların, 31. Ayette örtülmesi emredilen zinet ve zinet yerlerini örtmek kaydıyla (manto, pardesü, çarşaf gibi) dış elbiselerini üstlerine almadan dışarı çıkabilecekleri belirtilerek şöyle buyrulmaktadır: "Bir nikah ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların zinetlerini, (yabancı erkeklere) göstermeksizin, dış elbiselerini çıkarmalarında, kendilerine bir vebal yoktur. Yine de dış elbiseli olmaları, kendileri için hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir." NETİCE 1. Gerek erkeklerin ve gerekse kadınların gözlerini haramdan korumaları. 2. Kadınların, vücudun el, yüz ve ayakları dışında kalan kısımlarını aralarında dinen evlilik caiz olan erkekler yanında, vücut hatlarını ve rengini göstermeyecek nitelikte bir elbise (örtü) ile örtmeleri. 3. Başörtülerini, saçlarını, başlarını boyun ve gerdanlarını iyice örtecek şekilde yakaların üzerine salmaları, dinimizin Kitap, Sünnet ve İslam alimlerinin ittifakı ile sabit olan kesin emridir. Müslümanların bu emirlere uymaları dini vecibedir. Bu itibarla, kadınların örtünmesi o zamana ait bir hükümdür denilemez. Bu görev sadece o dönemde yaşayan Müslümanları değil, her dönemde yaşayan Müslümanları kapsar. İnsan gerçeğinin bir parçası olan cinselliğin ve özellikle kadınların bugün her zamankinden daha fazla istismar edildiği herkesçe görülebilen bir olgudur. Kur'an-Sünnet ve dolayısıyla İslam bu konuyu bir bütünlük içerisinde ve her çağda geçerli olacak şekilde ele almıştır. Dinimiz, insanların bugüne kadarki gelişmelerine uygun olarak Allah Teâlâ tarafından geliştirilen ve her türlü ihtiyaca kıyamete kadar cevap verebilen çeşitli hükümlerden oluşur. İslâm'da hükümler denilince inanç, ibadet-muâmelât ve ahlâkla ilgili temel ilkeler anlaşılır. İslâm bilginlerine göre ferdin diğer fertlerle ve toplumla ilişkilerini düzenleyen ve Kur'an'la sünnetten çıkarılan hükümler de zamanın, mekanın ve örfün değişmesiyle değişikliğe uğramazlar. Ancak örfe dayanan hükümler değişebilir. Kur'an ve sünnetle belirlenmiş helal ve haram hükümlerinde de zamana, kişilere ve örfe göre değişme söz konusu olmaz. Haramlarla ilgili hükümler ancak zaruret hallerinde ve miktarınca değişebilir. Kur'an, sadece Hz. Peygamber dönemine ait bir kitap değil, varlığını ve rehberliğini dünya durdukça sürdürecek olan, çağları aşan ve kucaklayan bir kitaptır. Sadece ilk indiği Arap toplumunun değil bütün insanların kitabıdır. Kur'an zamanın geçmesiyle eskiyen değil daima tazeliğini ve güncelliğini koruyan, insanları geriye değil daima ileriye götüren, ilim, teknik ve gelişmelerle çatışan değil örtüşen ve kucaklaşan bir kitaptır. Emir ve yasakları, helal ve haramları, hüküm ve tavsiyeleri, öğüt ve ilkeleri, misal ve kıssaları, va'd ve vaidleri, geçmişe, geleceğe, Allah'a, insana ve diğer varlıklara dair bildirdiği gerçekler, bilgiler ve tanımlar, zamanın geçmesiyle değişmez ve değerini yitirmez (Kehf, 18/27; En'am, 6/115). İslami ölçülere riayet edildiği takdirde, kadının sosyal hayatta yer alması, dini hükümlere aykırı değildir. İslâmî ölçülerden kastımız, birbirlerinin mahremi konumunda olmayan bir erkekle bir kadının, başkalarının bulunmadığı bir yerde baş başa kalmamaları, tesettüre riayet edilmesi, erkeğin veya kadının müşterek ortamlarda cinselliği davet edici hareket, tavır ve konuşmalarda bulunmamaları ve bunlara benzer hususlardır. Bu ölçülere riayet edildiği takdirde kadının sosyal hayatta yer almasında bir sakınca yoktur. Sosyal hayatta kadın erkek ilişkilerinde dikkat edilecek husus, harama yol açabilecek tutum ve davranışlardan uzak durmaktır. Mahremiyetle ilgili tedbirler tamamen buna yöneliktir. Bütün bu tedbirler, Kur'ânı Kerim'de ifade edildiği gibi (Müminun suresi 23/5- iffetini koruyarak saadet, mutluluk ve kurtuluşa erebilmiş Mü'minlerden oluşan bir toplum oluşturmayı amaçlamaktadır. Peygamberlerin (dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.) in) görevlerinden birisi de Allah'a nasıl ibadet edileceğini göstermek ve açıklamaktır. Kur'an-ı Kerim Allah'tan gönderildiği gibi elimizde, Peygamberimiz (s.a.v)in hayatı en ince ayrıntılarına kadar ortadadır. İslâm'ın en büyük özelliklerinden birisi de, O'nun hiç bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiş olmasıdır. Bundan sonra da öyle devam edecektir. Kur'an'da ibadetler(Örnek olarak, namaz) icmalî olarak emredilmiştir. Farz kılınan bu ibadetleri kimlerin nasıl yapacağı Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından uygulamalı olarak gösterilmiştir. Buna göre, kadınların namaz kılarken el, ayak ve yüzleri dışındaki bütün uzuvlarını örtmeleri gerekir. Kadınların baş ve kolları açık olarak namaz kılmaları caiz değildir. Buluğa ermiş müslüman bir hanımın namaz kılarken saçlarını ve diğer avret mahallini örtmesi gerektiği Hz. Âişe'den rivayet edilen bir hadis ile sabittir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Allah buluğ çağına ulaşmış bir kadının başörtüsüz namazını kabul etmez"(İbn Mâce,"Tahare",132;Tirmizî,"Salât",160;A.B.Hanbel,4,151-218-259). Ayrıca peygamberimizin eşlerinin evlerinde başörtüsü ile namaz kıldıklarını ve Peygamberimizin başı açık namaz kılan genç kızlara müdahale ettiğini ve buluğa eren kadınların başlarını örterek namazlarını kılmaları gerektiğini bildiren hadisler vardır. Namaz kılan bir kadının-yanında örtünmesi gereken yabancı erkekler olmasa bile -bu ibadeti Peygamberimiz(s.a.v.) in öğrettiği ve gösterdiği şekilde yapılması gerekir. Çünkü kişi Allah'ın huzurundadır. İbadetler taabbüdidir. Hangi namazın nasıl ve ne şekilde kılınacağı konusu, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in uygulamasına dayanmaktadır. Bunlarda özel bir sebep ve hikmet aranmaz. Bu tür hükümlerin hikmetleri, tesbit edilse de edilmese de gerekleri müminler tarafından yerine getirilmek durumundadır. Peygamber(s.a.v.) zamanından günümüze kadar ki uygulama da böyledir. Bu konuda İslam toplumunun ortak görüşü hasıl olmuştur. |
|